8 Şubat 2012 Çarşamba

HZ OMER


Mü'minlerin emiri Hz Ömer ra'ın canına kastedilmişti Ağır yaralıydı Anladı, hissetti ki bu yara onu götürecek, son anlarını yaşıyor Bir dileği vardı, son bir dilek Kızı Hafsa ra'ı Aişe ra'a gönderdi Efendimiz sav'in ayak ucuna defnedilebilmek için Hz Aişe'den izin istedi Zira orası müminlerin annesine aitti ve Hz Aişe ra' ın babası Hz Ebu Bekir ra da oradaydı Hz Aişe bu isteği şöyle karşıladı:

- Aslında o yeri kendim için düşünmüştüm Fakat Ömer'i kendime tercih edeceğim

Ve Hz Ömer ra vefat edince Efendimiz sav'in ayak ucuna defnedildi

Müminlerin annesi Hz Aişe ra , Allah Rasulü sav'in ve babasının kabirlerini serbestçe ziyaret ederdi Ancak Hz Ömer de oraya defnedildikten sonra kabirleri daha bir dikkatli ve daha bir örtünerek ziyaret eder oldu

Hz.EBUBEKİR'İN YAKARIŞI



Hz.EBUBEKİR'İN YAKARIŞI

Yarabbi şu ahiret azığı az olan adama

Lütfunla cömert davran.

Hakikaten o,

Günahlarından dolayı iflas etmiştir,çaresizdir.

Senin kapına gelmiş,sana sığınmıştır.

Ey kudreti sonsuz Allah'ım!

Onu boş çevirme.

Şu kulunun günahları çoktur.

Kapına sığınmış bir fakirdir.

Hata üzerine hata yaptı

Sense sonsuzca verdin.

İsyankarlara bile verdin.

Ey cömert Allah'ım benim günahım çok büyüktür.

Sen büyük günahları bağışlayansın.

Bilerek yada bilmeyerek günah işlemekten beni koru!

Rabbim sende fazıl, bereket vardır.

Ey Rabbim benim günahlarım,

Kum taneleri kadar çoktur,sayılmaz!

Yarabbi günahlarımı affet!

Beni arınmış kıl!

Bilmiyorum ne olacak şu perişan halim.

Hiç hayırlı amelim yok.

Halbuki kötü işim ne çok.

Sana, beni getirecek ibadetim yok.

Sıkıntılarımdan beni kurtar.

Yarabbi benim hasta bir kalbim var.

Hastalara sen şifa verirsin.

Şu çaresiz hastaya şifa ver.

Hani, Hz.İbrahim'i yakacak olan ateşe dur dedin,

İbrahim'e zarar vermeyen bir soğukluğa dönüş buyurdun;

Benim içinde öyle buyur.

Allah'ım cehennemde beni yakacak olan ateşe dur de!

Sen yetersin her işlere.

Sen dostsun.

Sen çok verensin.

Sen şifa verensin.

Kuluna yetensin.

Bütün problemleri çözensin.

Sen benim Rabbimsin!

Sahibimsin.

Sen bana yetensin.

En güzel vekilsin.

Kalbimde olan şeyleri sen ver Allah'ım!

Çözemediğim hazinelerin kapılarını açıver!

İçimdekini düzelt Yarabbi.

Mahşer gününde Senin hakim,

Cebrail'in ise mübaşir olduğu o günde

Bizi korktuklarımızdan güvende kıl!

Korktuğum şeyden bana haber ver.

Beni en güzel yöne çeviriver.

AMİN..!

hangi böLüme yazacağımı biLmiyordum buraya gectim

29 Ekim 2010 Cuma

HZ. ÂİŞE: Sevgili'nin Sevgilisi




Tüm zamanların en unutulmaz yarışı ama izleyicisi yok. İki yarışmacıdan genç olanı bir çizgi çekiyor yere; bir başlangıç çizgisi. Oradan koşmaya başlayacaklar. Gömleğini beline bağlıyor iyice. Tuhaf bir yarış, yenilse üzülmeyecek. Sevgiyle bakıyor rakibine. O teklif etti yarışmayı. Düşünebiliyor musunuz, O! Bir kelimesiyle binlerce insanı peşinden sürükleyen, bir işaretiyle ayı ikiye bölen O! Hem de Bedir yolunda. Diğer ucunda tüm zamanların en önemli savaşının kendilerini beklediği o yolda gülümseyerek sordu:


- Âişe seninle yarış yapalım mı?

- Yapalım, ey Allah'ın Rasulü!


Yarışın başlaması için göz göze gelmeleri yetiyor. Hz. Peygamber ve sevgili eşi koşmaya başlıyorlar. O anda orada olmasalar da, milyonlarca izleyici, Hz. Âişe'nin kelimeleriyle şahit oluyor bu sevimli yarışa. İnsan Peygamber'in Bedir Savaşı'na giderken açtığı bu sevgi sayfasını hayranlıkla seyrediyorlar. Yarışı O kazanıyor. O, yani Peygamber. Yarışı kaybedeninse üzüntüsü değil, sevinci okunuyor yüzünden, "Bu Zulmecaz'daki koşunun rövanşıydı!" derken Nebî. Bu söz Hz. Âişe'yi yıllar öncesine götürüyor. Daha küçücükken babası Ebu Bekir'in yanında kazandığı o latif yarışa.

HZ AİŞE




Hz. ÂISE (r.a.)
Allah Resulü Hz. Muhammed (s.a.s.)'e ilk iman eden onun en sadik arkadasi Hz. Ebu Bekr es-Siddîk'in kizi ve Hz. Peygamber'in zevcesi. Hicret'ten dokuz veya on sene önce Mekke-i Mükerreme'de dogdu. Annesi Ümmi Rûmân binti Âmir ibn Umeyr'dir. Hz. Âise çok küçük yasta müslüman olmustur.

Resulullah, ilk zevcesi Hatîcetü'lKübrâ hayatta iken baska bir kadinla evlenmemisti. Onun vefatindan sonra bir süre daha evlenmedi. Resulullah, Hatice (r.a.)'in ölümüne çok üzüldü. Osman ibn Maz'un'un hanimi Havle binti Hakim, Resulullah'a gelerek Ebu Bekr es-Siddîk'in kizi Âise ile evlenmesini teklif etti. Sonra da Resulullah adina Ebu Bekr'e giderek kizi Âise'yi istedi.

Hz. Âise'nin Resulullah'a nikâhlanmasi Hicret'ten iki veya üç sene önce oldu. Kaynaklar, bu nikâhlanma sirasinda Hz. Âise'nin yasinin küçük oldugunu kaydetmektedir. Nikâhin kiyilmasindan iki yil kadar zaman geçtikten sonra zifâf vukû bulmustur.

Hz. Âise'nin o zaman dokuz veya on bir yasinda oldugu rivayet edilmektedir. Bu rivayetleri bazi tarihçiler cerhetmekte ve Âise validemizin evlendikleri zaman daha büyük oldugunu ileri sürmektedirler. Âise validemizden rivayet edilen bir hadiste, Hz. Cebrâil Âise'nin resmini ipek bir hirka içinde Resulullah'a getirmis ve "Bu, senin dünya ve ahirette zevcendir." demisti. Hz. Peygamber (s.a.s.)'in bâkire olarak nikâhladiklari tek zevcesi vâlidemiz Hz. Âise'dir. Resulullah onu çok severdi. Ona 'Hümeyra' lâkabini vermis ve: "Dininizin yarisini bu Hümeyra'dan aliniz" buyurmuslardir.


Hazret-i Âise, Medine'de Peygamberimizin muharebelerine katildi ve diger sahâbe hanimlari gibi harpte yaralilarin tedavisiyle bizzat mesgul oldu. Uhud gazâsinda sirtinda su ve yiyecek tasiyip yardim için Peygamber Efendimizin hep yaninda kalmisti. Hatta, peygamberimizin Uhud'da müsriklerin taslariyla yaralanan mübarek yüzlerine, hasir yakip, külünü basarak kanlarinin durmasini saglamisti.


Hz. Âise bir ara Uhud'da kiliçla cepheye gitmek istemisse de, Resulullah buna müsaade etmemistir.
Âise 14-15 yaslarinda iken Benu Mustalik (Müreysi') gazâsina Resulullah'la beraber katildi. Gazâ dönüsü tuvalet için geride kalmasi yüzünden iftiraya ugradi; savasa ganimet için katilan münafiklar Hz. Âise'nin, gecikmesi sebebiyle, kâfilenin ardindan yaninda Ashabtan Safvan ile birlikte geldigini görünce bunu kötü sözlerle ve çirkin bir sekilde yorumladilar.


Yolda bu dedikodulara bazi müslümanlar da karisinca Hz. Âise çok üzüldü; Medine'ye gelince hastalandi. iftira, dedikodu etrafa yayilmisti. Atesi yükselerek yataga düstü. Bu arada kendisini fazla aramayan Rasûlullah'tan izin isteyerek babasi Ebû Bekir'in evine gitti.


Orada bir müddet kaldi; sabirla bekledi. Bu arada Rasûlullah diger hanimlarina ve sahâbeden en yakinlarina Âise'nin durumunun ne olabilecegini sordu. Hepsi de Hz. Âise'nin temiz ve suçsuz oldugunu söylediler; "Peygamberini fenaliklardan koruyan Cenâb-i Hak, size böyle bir seyi revâ görmez, sabreyleyin" dediler.


Aradan bir ay gibi uzun bir zaman geçinceye kadar danismalarini sabirla sürdüren Resulullah, sonunda Hz. Ebû Bekir'in evine ugradi. Hz. Âise'yi, anne, babasi ve sahâbeden bir hanimla aglar buldu: "Ya Âise, senin için bana söyle söyle söylediler. Eger sen, dedikleri gibi degilsen; Allah'u Teâlâ yakinda senin dogrulugunu tasdik eder.


Eger bir günah islediysen, tövbe ve istigfar eyle! Allah'u Teâlâ, günahina tövbe edenlerin tövbesini kabul eder. " buyurdular. Resulullah'in mübarek sesini isitince aglamayi kesen Hz. Âise babasina bakip cevap vermesini istedi.


Hz. Ebû Bekir ve Âise'nin annesi böyle söylentilere ve dedi-kodu yapanlara sadece sasirdiklarini söylediler. Hz. Âise ise: "Allah'u Teâlâ'ya yemin ederim ki kulaginiza gelen lâflarin hepsi yalandir, iftiradir, Allah biliyor ki benim bir seyden haberim yoktur.

Yapmadigim bir seye evet dedigimde kendime iftira etmis olurum. Sabretmek iyidir. Onlarin söyledigi sey için Allah'u Teâlâ'dan yardim bekliyorum." dedi. Günahsiz oldugundan, kalbinin temizligi ile ve kendinden emin olarak bekledi .
Bu sirada Hz. Peygamber (s.a.s.)'in yüzünde vahiy alâmetleri belirdi. Hz. Ebû Bekir, Resulullah'in basinin altina bir yastik koyup üzerine çarsaf örterek beklediler.


Vahiy tamamlaninca Resulullah terlemis yüzünü örtünün altindan kaldirarak: "Müjdeler olsun sana ey Âise! Allah'u Teâlâ seni temize çikardi. Senin pak olduguna sahit oldu." deyip Kur'an'daki Nûr Suresinden, o an nazil olunan 10 ayeti okudu. Hz. Ebû Bekir hemen kalkip kizi Âise'yi basindan öptü, "Kalk, Resulullah'a tesekkür et." dedi.


Kendisi için ayet inecegini aklindan geçirmeyen Âise saskinlik içinde: "Hayir kalkmam baba vallahi kalkmam. Allah'u Teâlâ'dan baskasina sükretmem. Çünkü Rabbim beni Ayet-i Kerîme ile methetti." dedi. Ama, çok sevindi. iftirada bulunanlar zamanla hakîr ve zelîl oldular.
Peygamberimiz (s.a.s.) 632 senesinde hastalaninca son gününü Hz. Âise validemizin evinde geçirdi.

Rebiü'levvel ayinin onikinci pazartesi günü ögleden önce mübarek basi, Hz. Âise validemizin gögsüne yaslanmis oldugu halde vefat etti. Resulullah'in vefatindan sonra Ashâb-i Kirâm, Hz. Aise validemize müminlerin annesi adini vererek, ona büyük hürmet göstermislerdir. Hz. Âise de, sahâbe içinde, kirk yila yakin bir müddet daha yasamis ve pek çok hadis rivayet etmistir.


Hz. Âise'nin bu son kirk yillik hayatindaki en önemli olay; Cemel Vak'asi'dir. Hz. Osman'in karisiklik çikaran entrikaci asiler tarafindan sehid edilmesinden sonra halîfe olan Hz. Ali, katilleri bulmak ve kisas yapmak hususunda günün sartlari geregi olarak sabirla hareket etmeyi uygun bulmustu. Bu yumusak davranistan yüz bulan asiler taskinliklarini artirarak fenaliklarina devam ettiler.
Durum böyle endise verici bir hâl alinca Ashâb-i Kiram'in büyüklerinden bir kismi (Talha, Zübeyr...) Mekke'ye giderek o sirada hac için orada bulunan Hz. Âise'yi ziyaret edip, olaylara el koymasini ve kendilerine yardimci olmasini istediler.

Hz. Âise de; acele etmemelerini, sabirla bir köseye çekilip Hz. Ali'ye yardimci olmalarini tavsiye etti. Ashâb-i Kirâm'in büyükleri de Hz. Âise'nin tavsiyesine uyarak, askerleriyle Irak ve Basra'ya gitmeyi uygun gördüler. Hz. Âise'ye de: "Ortalik düzelinceye ve halifeye kavusuncaya kadar bizimle beraber bulun, bize destek ol, çünkü sen müslümanlarin annesi ve Resulullah'in muhterem zevcesisin, herkes seni sayar dediler.

Hz. Âise de, müslümanlarin rahat etmesi ve Ashâb-i Kirâm'in korunmasi için onlarla birlikte Basra'ya hareket etti. Bu gidisi asiler, Hz. Ali'ye baska türlü anlattilar. Bu arada Hz. Ali'yi de zorlayarak Basra'ya gitmesini sagladilar. Hz. Ali de Basra'ya gelince Hz. Âise'ye bir haberci yollayarak, olaylar ve yolculugu hakkindaki düsüncelerini sordu.

Hz. Âise, fitneyi önlemek ve sulhu saglamak için Basra'ya geldigini; öncelikle katillerin yakalanmasini istediklerini halife Hz. Ali'ye bildirdi. Bu görüsü Hz. Ali de uygun bularak sevindi. Memnun olan her iki taraf üç gün sonra birlesmeyi kararlastirdilar.
Bu baris haberini ve memnunlugu isiten münafiklar birlesmeye engel olmak için, gece karanlik basinca, her iki tarafa da ayri ayri askerlerle saldirdilar.

Taraflara da: "Bakin, karsinizdakiler sözünde durmadi" deyip bu gece baskini ile ortaligi karistirdilar. Karanlikta neye ugradiklarini bilemeyen müslümanlar harb etmeye basladilar. Her iki taraf da karsisindakini suçluyordu. iste bu iki müslüman grup arasinda meydana gelen çatismaya Cemel vak'asi denir.


Bu vak'ada Hz. Aise'nin ictihadi Hz. Ali'nin ictihadina uymamisti. Buna ragmen galib olan Hz. Ali, müminlere anneligi Kur'an-i Kerim ayeti ile sabit olan Hz. Aise'ye ikram ve izzette bulundu. "Ali'yi sevmek imandandir." hadisini haber veren Hz. Âise de Hz. Ali'yi çok severdi.
Daha sonra Hz. Ali'nin sehâdetine üzüldü ve çok agladi. Çünkü, sahâbiler birbirlerini çok severlerdi.


Hayatinin son devrelerini müctehid olarak bilhassa kadinlara mahsus hallere dair fikhî hükümlerde fetvalar vererek geçirdi. 676 yilinda Medine-i Münevvere'de vefat etti. Cenazesini Ashâbtan Ebû Hureyre (r.a.) kildirdi. Vasiyyeti üzerine Medine'de el-Bakî' kabristanina defnedildi.

Küçük yaslarda iken Âise'nin egitim ve ögretimiyle bizzat babasi Hz. Ebû Bekir (r.a.) ilgilenmistir. Bütün müminlerin annesi olan Âise validemiz daha küçük yaslarda iken okuma yazma ögrenmis, zekâsi ve kabiliyeti ile etrafinin dikkatini çekmistir. Ögrendiklerini unutmaz, ezbere tekrar ederdi.

Hafizasi çok kuvvetli idi. Akilli, zeki, âlime, edibe, iffet sahibi bir hanim idi. Pek çok konulari siirle anlatan sanatkârca bir ifadeye sahipti. Ashâb, karakter ve hâfizasina güvendikleri ayet-i kerime ile övüldügünü bildikleri için birçok meseleyi ondan sorar ve ögrenirlerdi.

Hz. Âise vâlidemiz babasi Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer, Hz. Osman'in hilâfetleri zamaninda Hz. Peygamber'den isittiklerini müslümanlara anlatti. Devamli oruç tutar ve daima gece namazi kilardi. Hz. Âise fikih ve ictihadda keskin, kuvvetli görüse sahiptir. Fikih ilminin kurucularindan sayilir. Devrinin üstün âlimlerinden ve Fukahâ-i Seb'a*dandir.

Hz. Âise, güzel ahlâkli, merhamet dolu, cömert ve ibadete düskün, çok zeki bir sahâbiydi. Hepsinin basinda en mümtaz vasfi ise islâm'a ve ilme olan büyük hizmeti idi. Müslüman bilginler arasinda yaygin bir rivayete göre fikih ve dinî ilimlerin dörtte birini Hz. Âise nakletmistir.
Ebû Mûsa el-Es'ârî: "Bizler, müskül bir mesele ile karsilastigimizda gider Hz. Âise'ye sorardik." demistir.

Abdurrahman b. Avf'in oglu Ebû Seleme: Resulullah'in sünnetini Hz. Âise'den daha iyi bilen; dinde derinlesmis, Ayet-i Kerîme'lere bu derece vâkif ve sebeb-i nüzulleri bilen, ferâiz ilminde mâhir bir kimseyi görmedim." demistir.


Hakkinda imam Zührî: "Eger zamaninin bütün âlimlerinin ve peygamberimizin diger zevcelerinin ilmi bir araya toplansa, Hz. Âise'nin ilmi yine daha agir basardi" derdi.
Atâ b. Ebî Rebâh; "Hz. Âise, ashâb içinde en çok fikih bilen, isabetli rey bakimindan en ileri gelen bir kimse idi." demistir.

Tabiinden Mesruk; "Allah'a yemin ederim ki, Ashâb-i Kirâm'in ileri gelenlerden bir çogu gelir Hz. Âise'den Ferâiz'e ait sorular sorar ve ögrenirlerdi." demistir.
Hz. Âise Peygamberimizden ikibinikiyüzon hadîs rivayet etmistir. Kendisinden de Ashâb ve Tabiin'den bir çok kimse hadîs nakletmislerdir. Sahih hadis kitaplari Hz. Âise'nin fetvalari ile doludur. Ahmet b. Hanbel Müsned adli eserinde de Âise'nin rivayet ettigi hadislerinden uzun uzun bahseder .

Hz. Âise'nin naklettigi hadislerden bazilari:
"Ey Âise, Allah, kullarina lutf ile muamele edicidir. Her iste yumusak davranilmasini sever."
"Her gün yirmi kere ölümü düsünen kimse, sehidlerin derecesini bulur"
"Resul-i Ekrem (s.a.s.) 'in en ziyade hoslandigi ibadet, devamli olani idi, az olsa bile."
"Sekir (sarhosluk) veren her içki haramdir. "
Hazret-i Peygamber (s.a.s.) söyle buyurmustur: "Cebrâil hiç durmaz komsu hakkina hürmet olunmasini bana tavsiye ederdi. Hatta ben yakinda komsuyu mirasçi kilacak sandim. "


Kaynak: Samil Islam ansiklopedisi

13 Ağustos 2010 Cuma

HZ MUSA VE KARUN




ALLAH( cc)'ın rahmeti bereketi ve mağfireti tüm müslümanların üzerine olsunsalat ve selam alemlerin efendisi peygamber efendimiz HZ MUHAMMED MUSTAFA (sav)'in


onun ehli beytinin ve ashabının üzerine olsunaminşimdi musa as ile karun arasındaki kıssayı elimiz ve dilimiz döndüğünce anlatmaya çalışacağım inşaallah


Karun ve musa as akrabadırbu devamlı musa as ile beraber dolaşırdostu peygamber olduğu için Karun dört dörtlük müslüman görüntüsündedir ALLAH(CC)


musa as bütün ilimleri öğretmiştirbunlara simya ilmide dahildirsimya; dokunduğu her şeyi altın yapabilme ilmidirkarun bu ilmi musa as dan öğrendiöyleki dokunduğu her şeyi altın yapmaya başladıtabi bu kadar dünyalığa meyledince dinden uzaklaştıkul olduğunu unuttuserveti gün geçtikçe arttı


hazinelerinin anahtarları 40 deve yükü idimusa as karuna nasihat verdiysede dinlemedi gizliden gizliye musa as düşmanlık duymaya başladıve yüce yaratıcıdan emir gelmeye başladıçünkü haddi iyice aşmıştı


artık musa as bir gün bile görmeğe tahammül edemiyordumusa as nasıl rezil edebilirim diye çok sinsi bir plan yaptıo kadar zengindiki istediğini yaptırmaya sahiptibu plan şöyleydi;o civarda oturan zinakar bir kadın vardıbu kadın musa as kalabalık bir yerde gördüğü zaman hemen bağırmaya başlayacak ve musa as kendisiyle yattığını söyleyecektibunu yaptığı taktirde kendisini altına boğacağını söyledi


ve nitekim öylede oldu musa as kalabalık içinde dolaşırken zinakar kadın birden bağırmaya başladışu kendisinin peygamber olduğunu söyleyen adam varya yalancıdır o benimle zina yaptı sahtekarın biridirbu sözler karşısında musa as utancından kıpkırmızı olur ve çok sinirlenir kadına dönerek derki ;yüce yaratan ALLAH aşkına doğruyu söyle sen benimle zina yaptın mı?



herkes merakla kadına bakar kadında yaptığından pişman olup söyle dedi;yemin olsun ki musa as ile zina yapmadım benim böyle demem için karunla anlaşma yaptımher şeyi karun planladıkarunda o arada halkın içindeydimusa as ALLAH'a şöyle yalvardı


ya rabbi senin peygamberine iftira atan ve haddi aşan bu adamı sana havale ediyorumo esnada yer sarsılmaya başladı ve birden karun yere gömülmeye başladı ve tabi bütün altınları malı mülküdeşaşan ve haddi aşan karun helak olup yerin dibini boyladıişte ibretlik bir olay RABBİM bizleridi şaşırtmasınAMİN

SAHIDIZ YA RABBI



Şahidiz Ya Rab !..


Ashabıyla yaptığı bir yolculukta Efendimiz'in karşısına bir bedevi çıktı Allah Rasulü sav bedeviye sordu:Şahidiz Ya Rab !..

- Nereye gidiyorsun?- Ailemin yanına
- Bir hayır yapmaya var mısın?- Nedir o?
- Allah'tan başka bir ilâh olmadığına, O'nun eşi ve benzerinin bulunmadığına,Muhammed'in onun kulu ve rasulüolduğuna şehadet edeceksin
- Söylediklerinin doğruluğuna şahidin var mı

- Evet, şu ağaçAllah Rasulü vadinin sağ kıyısında duran ağacı çağırdı Ağaç yeri yararak geldi Peygamberimiz'in önünde durdu Allah Rasulü ağaca üç defa şahitlik ettirdi Ağaç da şahitlikte bulundu ve eski yerine döndü Bedevi kabilesinin yanına gitmek üzere ayrılırken şunları söyledi:- Kabilem beni dinlerse onları da getiririm, yoksa ben sana döner, seninle olurum

* * *Hani veda ederken sormuştun ya, ey Allah'ın Sevgili Rasulü, “tebliğ ettim mi?“ diyeEttin ya Rasulallah!Ağaçlar bile şahit, yollar şahit, ikiye ayrılan ay şahit, kovulduğun şehir şahit, taş şahit İnanmayanlar bile şahitVe şahidiz ki ya Rasulallah , davet sürüyor Vârislerin her an, önce güzel halleriyle insanı insan olmaya, kendini bilmeye davet ediyorŞahidiz ya Rab!


alıntı

OLUM ANINDA AZRAIL AS GORUNUSU




Bir gün hz İbrahim , Azrail'e sorar: "Ey Azrail, kötülerin ruhunu Ölüm Anında Azral'in Görünüşü alırken onlara nasıl görünürsün?"
Azrail bunu kendisinden istememesini, dayanamıyacağını söylesede hz İbrahim ısrarlıdır Öyleyse arkanı dön derhz İbrahim tekrar döndüğünde gördüğü o korkunç şey karşısında bayılır Kendine gelincede derki: "Ey Azrail, inkarcı yaptığı bütün kötülüklere karşılık olarak, sadece senin şu halini görmüş olsa bile bu ona yeter!"
Halbuki daha ruhun alınması vardır, kabirde görecekleri vardırMahşer vardır Ve Cehennem vardırSonra, " birde müminlerin ruhunu alırken, onlara nasıl görünüyorsun?" diye sorar
Azrail, bu kezde o haliyle görünür hz İbrahim gördüğü şeyin güzelliği karşısında mest olur ve der: " Ey Azrail! Mümin ve Salih bir insan, hayatı boyunca yaptıklarına ödül olarak sadece bu güzelliği yaşamış olsa bile bu ona yeter!" Halbuki daha kabirde yaşayacakları vardır Cennet vardır Cennette Rabbinin Cemal'i vardır